21 Eylül 2015 Pazartesi

anasını sattığımın dünyasına utanmak için gelmişim sanki.

çok değil ya temmuzdu. hiç tanımadığım otuz üç kişinin katliamına üzüldüm. en çok utandım. o utanç geçmeden üzerine yeni utançlar eklendi. ki öncesinde vardı bunun. üzüntüler diyemiyorum artık çünkü utanç duygum daha baskın.

nefes almak zul gelir mi insana, geliyor işte.

kimliği, mezhebi, sivil, asker, gerilla olması zerre umrumda değil. insanlar katlediliyor. insanlar yok yere yok ediliyor.

boğazım yırtılana, sesim kısılana kadar bağırsam yeter diye yararı olur mu ki?

...

küçük insanların büyük savaşlarından bıktım !

ve sürekli başkalarının günahlarının utancını yaşamaktan da !

boğazımda ki düğümü gizlemekten de !

ve yaşatılanlar karşısında bir şey yapamamak ! tarifi yok bu utancın.

...

kandırılıyoruz. her taraftan. ve bu kirli savaşın en masumları yine en çok yaraya sahip olan çocuklar oluyor. hangi yıldı hatırlamıyorum şimdi, doğuda bir köy. muhabir soruyor evin küçük çocuğuna baban size yatmadan önce hangi masalı anlatıyor diye. çocuk: biz uyurken masallarla değil mermi sesleriyle uyuyup, havan topları sesleriyle uyanıyoruz hep demişti. yazarken bile hala etkisinden kurtulamadığım şu cümlenin o çocuğun üzerinde bıraktığı koca yarayı düşündükçe ...

...

bu dünya yerin dibine batmalı ve bu küçük insanlar yeni dünyada yer almamalı, çocukların böylesi büyük yaraları olmamalı. olmamalı ya çocuk o çocuk! beyni, ruhu, bedeni, böylesi büyük yaraları taşımamalı. bu sadece bu mahalle için geçerli değil bu köyün hiçbir mahallesinde tek bir çocuk böylesi yaralara sahip olmamalı.


(dokuz eylül / ... )


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder