doksanları bence mumla aratan bir sürecin içine çekilmeye çalışıyoruz. daha beterine döndürülmek isteniyor bu mahalle. yaşadığımız daha doğrusu bize yaşatılan süreçte doksanlara benzemiyor. daha kötüsünü yaşıyoruz. şöyle ki doksanlarda en azından benim belleğimdeki en net kare devletin bıyıklı bir elemanı kaçan insanlara doğru silahını doğrultup ateş ediyor. kime denk geldiğinin bir önemi yok. devletin bıyıklısı vuruyorsa vardır bir nedeni. çünkü devlet nedensiz öldürmez bayım (!)
şimdi de durum aynı. devletin bıyıklısı, bıyıksızı yine kime denk geldiğinin önemi olmayan bir şekilde namluyu halka uzatmış sıkıyor gelişine. ve devlet yine nedensiz öldürmüyor bayım (!) fark nerede peki ? şurada; doksanlarda çoğu iş gizli yapılırdı. devlet kan göremezdi, içi bi hoş olur, zaman zaman bayılırdı (!) o kadar sevmezdi yani kan görmeyi (!) ondandı gizliliği (!) biz katledilen insanların tabii ki hepsini haberlerde duymadık. nerede görülmüş devletlerin katlettikleri insanlar haberlerde konu olsun. ki bu yüzden duymadığımız isimlerin anneleri bugün cumartesi annesi diye anılıyor. kimisi korkudan sesini hiç çıkarmadı hala bir bilinmez, kimisinin ardından kalan yakını ülke dışına gitmek zorunda kaldı, kimisinin ses çıkaracak yakını kalmadı. o kadar da temiz iş yapardı (!)
şimdi gizli yapılan bir iş yok. devlet öldür diyor öldürüyorlar. sonra biz diyoruz ki yahu bunlar napıyor, nerden geliyor bu insanları öldürme cesareti, kim veriyor bunlara bu yetkiyi... bir uzun çıkıyor ve '' yetkiyi ben verdim '' diyor. buna karşın her hangi bir şey yapılıyor mu? evet ! suç duyurusunda bulunuluyor. peki sonuç ? sıfıra sıfır elde var hayatları çalınan insanlar, gözü yaşlı aileler. he bir de bu mahallede katil olduğunda bir insan, koltuğu yükseliyor, büyük adam oluyorlar(!) yani katiller katlettikçe katmerleşiyorlar. böyle önlerinde düğmeler ilikleniyor, bir ikramlar, bir yağlamalar ballamalar sorma gitsin. sanırsın adam katil değil, bizi bir tike ileri götürecek bir iş yapmış bilim adamı. ki bu mahallede bilim adamı adamdan sayılmaz pek. .
misal sosyal medyada fuat avni adına açılan hesaba baktığımda - ki bu hesabı saraydan uzunun talimatıyla kullanıldığını düşünmüyor değilim - biri yazıyor, en geç bir ay sonra olacak şeyi. sonra o bir ay geçince bakıyoruz ki'' anaaaa bunu fuat avni yazmıştı'' diyenlere denk geliyorum. abi işte adamın yapacağı işi orada meşrulaştırıyor birileri. hesabın kim tarafından kullanıldığının bi önemi yok benim için. hesap üzerinden yayılan bilgi hayata geçiyor mu? evet. buna karşın ne yapılıyor? hiçbir şey. doksanlarda gizli yapılan işler bugün ulu orta yapılıyor. kimin ne yaptığını biliyorsun, bu gözüne sokuluyor ama bir şey yapamıyorsun. çünkü her yeri örümcek ağı sarmış.
o dönemde '' artık kimse ölmesin '', '' öldürün hepimizi sizde kurtulun, bizde '' cümlelerini duymuşluğum çoktu, bugünde. hakikaten kürdler, aleviler ya da bu mahallede bulunan azınlıklar ya da daha kısası onlardan olmayanlar öldürünce kurtulacaklar mı ? diyelim ki kurtuldular peki ya sonra n' olcak ?
...
yaşanılacak bir köy için ne kadar ölmemiz gerekiyor bilmiyorum ben de. ve biliyorum ki barış; büyük patronların çıkarları için hayata geçmemesi gereken bir şey.
kendi adıma hayata geçirmek için elimi taşın altına koyacağım elbette. ama ne yazık ki barış kelimesini dillerine pelesenk yapanlara hiç inanmayarak.
benim için bu köyün temiz çocuklarına inanıyor olmak daha önemli. köyün temiz çocukları için barış olmalı.
hemen şimdi !
( yirmi dört yirmi dört )
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder