25 Nisan 2016 Pazartesi

'' hikayen nedir senin, anlat hele '' cümlesinin ağırlıyla başladı konuşma. hakikaten hikayem neydi benim? bir hikayem mevcut muydu? sessiz kaldım bir süre. hikaye yazmam lazımdı, bakışlar bu yöndeydi en azından. anlatılması gereken bir hikaye olmalıydı. benim hikayem...

kısacık bir an da uyduracak bir hikaye mümkün değildi benim için. hikayem yok demek... evet ya, bir hikayem yoktu benim ve bunu söylemeliydim. hikayem dedim, yok. '' uzun yoldan geldin, gelişinin bir nedeni var. o yolu gelişinin sadece nedeni yoktur '' dedi içlerindeki en sessizi. yok doğru dedim.
'' çıktığın bu uzun yol, gelişinin nedeni yani bir hikayedir. '' dedi kaşları çatık biri. hikaye midir gerçekten bilemedim. bilemediğim zamanlarda susarım ben. sustum...

peki diye başladı başka biri. '' peki neden geldin onca zaman sonra bunca yolu? '' dedi. kendi masalımı yazmak için dedim. '' bir masal için girilir mi bu yola.'' dedi gözleri dolu dolu olan bir diğeri. belki sonunda gökten üç elma düşmeyecek, belki her bir karakter bambaşka yollara gidecek, bir masalın sonu ilk kez kötü bitecek ama benim masalım olacak. ve bir masal için onca zaman sonra bunca yol gelinir. '' kötüsüne de hazır mısın? '' dedi tek gamzesiyle gülümseyeni. ben masalımın her türlü sonucuna hazırım yeter ki masalımın kahramanı bana ses versin dedim.

ben bazen böyle konuşurum kendimle...

uzun zamandır sana karşı hissettiklerimin önüne geçmeye çalıştım ama yapamadım. hal böyle olunca bunu paylaşmak gerektiğini düşündüm. neticede hissettiklerim sana ait bilmen lazım. bil ki ben de masalıma şekil vereyim. yoksa bu masalın belirsizliği beni yiyip bitirecek.

...

öyle işte...
'' elimden gelen yüreğimdir.'' ne dersin n'olur bu masal?

( otuz mart / ... )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder