8 Mayıs 2015 Cuma


birkaç zaman önce bir akşam saati çocuk parkına gittik. gündüzleri çocuklardan fırsat kalmadığı için akşamları salıncaklar bizim oluyor. yalnız kendime bir dip not niteliğinde bilgidir büyüklerin yaptıkları, dedikleri, diyemedikleri vs. vs.  kısacası büyüklerden çok bunaldığımda, kendimden sıkıldığımda soluğu çocuk parkında alan biriyim ben. onları izlediğimde dinlenirim. iyi bir sığınaktır. gerçi bir şey daha yazayım sonrasında asıl yazmak istediğimi yazıcam. sanırım üç - dört hafta önceydi böyle bi her şey ve herkesten kaçmak istediğim bir vakitte soluğu çocuk parkında aldığımda pek keyif almamıştım. kaçamamıştım hiçbir şeyden. çünkü babalar çocuklarını parka götürdüğünde özgür bırakmıyorlar artık. kaykayın dibinde durdurmayı parkta çocuğu özgür bırakmak, eğlendirmek sanıyorlar. ve çocuklar artık benim çocukluğumun çocuklarına hiç benzemiyor. birkaç istisna hariç. o istisnalara denk gelirim diye ben yine dinlenmek istediğimde çocuk parkında alıcam soluğu.

anlatmak istediğime gelince. bir arakdaşıma da söylemiştim bunu buraya da yazayım belki bir ihtimal çok korktuğum alzheimer hastalığına yakalanırsam bir gün... neyse bir ölüm hayalim var benim.

şimdilerde bozkır havasını soluyor olsam da öncesinde deniz kokusunu içine bir hayli çekmiş biri olarak deniz kenarında sahneyi kapatmak isterim.

mütevazi bir artı bir evim varmış. camları duvar boyu kocaman. camdan elbette denizi görüyorum. hemen camın önünde yıllardır içimde oturup dinlendiğim, hasır sallanan sandalyem duruyor. odanın karşılıklı iki duvarı okuduğum kitaplarla dolu. ki geçen yıldan beri artık kitapları mı vermiyorum hiç bir yere,biriktirmeye başladım. camın hemen karşı duvarında sağlam bir ses sistemi televizyon değil müzik için. evde televizyon yok. sevdiğim ezgilerden oluşan bir cd dönmeye başlıyor. he buarada öleceğimden haberim yok. yani hasta falan değilim. sıradan bir gün. cd dönerken ben telefonu alıyorum elime ailemle görüşüyorum belki bir iki arkadaşımı da arıyorum, nasıllar diye. bir yandan çayımı alıyorum. konuşma faslı bittikten sonra o güne kadar hiç okumadığım güzellikte bir roman yayınlanmış. onu okuyorum. son bölümündeyim. 25. bölüm... kitabı raftan alıyor ve sandalyeme geçiyorum. kitap öyle sarmış ki beni, bitmesin diye uğraşıyorum resmen. çayımı içiyor, denizi izliyorum biraz. sonra açıyorum 25. bölümü.

ve derken bir süre sonra kitap bitiyor. dizlerimin üzerine bırakıyorum. bardağın dibinde kalmış son yudum buz gibi çayı içiyor, en güzel ezgiyle denizi seyre dalıyorum.

ve ezginin bitişiyle perde kapanıyor.

he buara da hikaye ellili yaşın hikayesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder