27 Mayıs 2014 Salı

tezer özlü'nün kanlı 1 mayıs'ın ardından sarf ettiği cümlenin her dönem haklı çıkmasından bıktım artık. katıldığım eylemlerde alınan yoklamalarda her geçen gün listeye birinin daha eklenmesi her defasında içimi biraz daha acıtıyor. kendi içimde ezilmekten, her acıda, her çalınan hayattan sonra dişlerini sıkıp, sürekli ağlayan, ağıt yakan olmaktan, birilerini teselli etmekten yoruldum.

dokuz yaşımda 'idam gecesi anıları'yla tanıştım. 'gülünün solduğu akşam'la devam etti süreç. derken sivas katliamını eli kolu bağlı izledim. on bir yaşımda on altı gence yaşatılanlar hayatımın merkezine oturdu 'manisalı gençler davası'yla . gazi mahalesi katliamında çöplüklerden çıkarılan insan bedenlerini gördüm. on iki yaşımda dövülerek katledilen bir gazeteci ve onun annesinin feryatları girdi hayatıma... metin göktepe, fadime ana... faili meçhul cinayetler diye bir kavramla tanıştım faileri bu kadar ortadayken hem de. kaç ülkede cumartesi anneleri vardır? hrant dink gibi bir adamı kaç ülke katleder? hani bir sıraya sokamıyorum şimdi sinirlerim çok bozuk ama bildiğim bir şey var ki çok öldük, çok işkence gördük, çok yıpratıldık. gördüğüm o ki yetmemiş. yetmemiş ki hala öldürülüyoruz, hala işkence görüyoruz ve üzerimizde hala psikolojik işkence mevcut.

yaşatılanlar normalmiş ve yetmiyormuş gibi birde bunlara sahip çıkanlar çıkıyor ya karşıma o zaman tükeniyorum. isyanlarım ozaman daha da artıyor, feryatlarımı kimse duymuyor, yaktığım ağıtlardan herkes bi haber ve ben tükeniyorum.

bir anne kızının parçalanmış bedenini eteğinde topladı -ceylan önkol-,  on iki yaşındaki çocuğun bedeni on üç kurşunla delik deşik edildi -uğur kaymaz-, sekiz yaşında bir çocuk gaz fişeğiyle öldürüldü - enes ata- yakın tarihte roboski'yi, reyhanlı'yı yaşattılar bize. rojova'da olanları bilmeyen o kadar çok ki. bu ülkenin coğrafyasından bahsederken üç yanı denizlerle çevrili demişti öğretmenim. üç yanı denizlerle çevrili bu ülkenin dört bir yanında yaşatılan zulümünden hiç bahsetmemişti. asıl coğrafyayı belirleyen tam da bu değil mi?

esma diyorlar sahip çıkıyorlar, evet esma'ya da sahip çıkılmalı ama önce metin gibi döverek öldürülen ali ismail'i, esma gibi kurşunla öldürülen ethem'i, on dört yaşında hastaneye kaldırılıp on beşinde hayatı çalınan ailesinin gözünün önünde her gün eriyen ve tabutu cenazesinden ağır olan berkin'i, barış süreci diyip o süreç içinde katledilen medeni'yi, devletin, emniyet güçlerinin uğraşması gereken çeteleri mahallesinde istemediği için katledilen hasan ferit'i görmeli insan. katlettiği abdocan'ı, mehmet'i, ahmet'i, mehmet istifi görmeli insan. soma'da katlettikleri gerçek rakamları vermedikleri insanları görmeli. ibadethanesinin bahçesinde cenazesini almaya giden uğur'u, yerde kırk dakikayı aşkın yatan, sızan kanı boyunu aşan ayhan'ı görmeli insan. gözlerini çıkardığı, kolunu, kafasını, bacağını kırdıklarını görmeli. gözaltı adı altında dayak yiyenleri, cinsel tacize maruz kalanları görmeli. sınırda iki çocuğunun gözü önünde katledilen anneyi, çocukları görmeli insan.

bugün ethem'in davasına katıldım. itiraf etmeliyim ki salona girecek kadar cesaretim olmadı. dışarıda bekleyenlerdendim. davadan çıkacak sonucu biliyordum (alıştık çünkü ertelenmeye) ve şaşırtmadı beni sonuç. bu yazıya sebep olan iki şey vardı birincisi dava sonucunu beklerken arkadaşlarla yaptığımız kısa sohbet ve bundan daha önemlisi sami amca ve gülsüm ablanın kaçırdıkları gözleriydi. ki ben de denk gelmemesini çok istiyordum. ama sami amcayla anlık bir göz temasıyla elini sıktım ve birbirimize sarıldık, gülsüm abla dişlerini sıkıp kimsenin yüzüne bakmamaya çalıştı. kolay değildir oyun çağındaki çocuğu toprağın altına koymak ve düne kadar tanımadığın insanların çevreni sarıp sana anne, baba diye seslenmesi. sayfi teyzenin bir arkadaşıma sarılıp ağlamasıydı bu yazıya sebep olan. keşkeler başladı içimde kocaman cümlelerle o an. keşke berkin öldürülmeseydi de bizim yerimize o seslenseydi annesine, babasına. keşke bu çocuklar katledimeseydi ve biz tanımasaydık yine onları. onların hepsi benden küçüktü keşke onların yerine benim canımı alsalardı. alsalardı da bu ailelerle hiç yanyan gelmeseydim dedim.

gelmeseydim keşke ...

ben yorulduğumu söylediğimde kendimde çok inanmıyordum bu cümlenin doğruluğuna. ama bugün iliklerime kadar yorgunluğumu, tükenmişliğimi hissettim o kaçamak bakışlarda. bugün bizi öldürmekten keyif alan herkesten bir kez daha nefret ettim. kaç kişi daha ölürsek rahatlar ki bu caniler bunu merak ediyorum uzun zamandır.

tezer özlü'ye bir kez daha haklı çıktığı için çok kızdım bugün. evet tezer özlü haklıydı. haklıydı çünkü; ' burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi ' olmuştu çoktan beri...

( yirmi altı mayıs / yirmi dört yirmi bir )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder