24 Kasım 2013 Pazar
kapı çalar... kim o? dersin. klasiktir karşı tarafın cevabı 'benim'. o zamanlar henüz kapıların üzerinde kapının diğer tarafındakini görmeye yarayan küçük daire yok... sesi tanısan da tanımasan da o 'benim' demiştir ya açarsın. ' benim '...
kapı açılır ve karşındaki 'o' dur. usulca merhaba der. sen şaşkınsındır. 'benim' dediğinde içindeki titreminin nedeniyle yüzleşmeden belki, belki de uzunca bir zaman sonra karşında oluşundan. kalırsın öyle... gözlerin yere düşer, merhaba dediğinde... sesin titrer... kapıdan destek almasan düşecek gibi hissedersin kendini....
çok konuşmuşsunuz gibi susarsınız bir süre...kendi kendine bir sürü soruyu sıralarsın peş peşe. en çok neden geldi? dersin.birden irkilirsin ve karşında durduğunu hatırlarsın yeniden. gözlerin gözlerine değdiğinde bakışlarının ne kadar değiştiğini görürsün. hüzünde yakışmış ama dersin kendi kendine...
'içeri gelsene' dersin, 'hayır' der.
- ilk cümlen bu olmamalıydı. neden geldin? demeliydin. neden onca zaman sonra geldin? demeliydin.
- vardır bir nedenin... içeri gel. o zaman anlatmak istersen anlatırsın da hem.
- hayır... ben... ben gidiyorum. hoşçakal demek için geldim.
- hoçakal demek için mi?
sanki daha önce gitmemiş gibi yıkılıyorsun.
- ama yeni geldin ki şimdi nereye gidiyorsun? yeni geldin... yorgunsundur, geç içeri, dinlen biraz... böyle hemen gitme.
- gelmem bir hataydı.
- geldin ama.
- ben gideyim... özür dilerim. yapmamam gereken bir şeydi bu. özür dilerim.
- özre gerek yok. geldin ya...
- sana bunu yapmamalıydım. bize bunu yapmamalıydım...
- yaptın ama... geldin ya...
- ben gideyim. gitmeliyim. ne yaptım ben böyle.
- önemli değil... sen bunu ilk kez yapmıyorsun. biz de ilk kez yaşamıyoruz bunu.
- özür dilerim... özür dilerim...
- bu özürlerin hiçbir anlamı yok biliyorsun sende. hiçbir özrün beni toplamaya yetmedi. yetmeyecek yine. neden geldin demiyecem, onca kırgınlığıma rağmen ' hoş geldin' yine. neden gittiğini sormayacağım. vardır bir bildiği diye teselli edicem kendimi yine. sen yine git ben iyileştiririm kendimi. yara nasıl mikrop kapmadan iyileştirilir öğrendim ki. ve artık hiçbir yara ilki kadar acıtmaz bilirim. geldi ya sakladığım kırgınlıklarım vardı onlar acıdı biraz. yara sızlar ya hani öyle içim sızladı. ama geçer...
- yaşattıklarım için öz...
- sakın özür dileme. dedim ya hiçbir yaraya merhem olmuyor.
- gitsem...
- gitme... geç içeri...
- hoşçakal...
- gitmesen ya... gitme... git...
boşlukta sesin yankılanır. neden gittiğini bilmediğin, kapının diğer tarafında uzun zaman sonra beliren 'benim' gider... kendi kendine sorarsın yine neden gitti? , neden geldi? diye.
bir süre sonra ardından bakakaldığın yerden içeri geçersin. yorgun, bitkin, gözlerin yaşlı halde.... masanın üzerine bakarsın. gittiğinden beri edindiğin tuhaf bir alışkanlığınla yüzleşirsin. her çay içtiğinde iki bardak koyardın masanın üzerine. boş bardağı görünce birkaç damla peş peşe süzülür...
ve dersin ki bari bu sefer bir çay içimlik kalsaydın ya...
( yirmi ekim / on altı yirmi üç)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder