18 Ağustos 2013 Pazar
güzel bir ezgiyle günaydım dedim güne. birkaçtır döndüyor aynı ezgi. dinlerken birden kendime geldim ve dedim ki ne çok yol gitmişim yine, yoruldum... bi çay alayım kendime belki bu sefer iyi gelir yorgunluğuma... anneme hep iyi gelmiştir çünkü. ya da başka bir teselli bulamadığı için çaya sarılıyor her defasında... belki kimseye çaktırmadan her yudumda çay gibi demleniyordur. kimbilir.
dinlemek lazım. bir bardak çayda, bir ezgide... hani hep filmlerde olmaz ya güvenilecek bir omuzda,bir çift gözde... bir cümlede, bir satır arasında... bir tutam gökyüzünde... bir nefeslik deniz kokusunda... dinlenmek lazım...
kendime sakladığım dünyanın, penceresinin önündeki hasır sandalyede sallanırken buluyorum kendimi. denizin üstünde beliren görüntüleri seyre dalıyorum... çoğu zaman mutlu oluyorum, işte bazen süzülüp giden birkaç damlayla dinleniyorum kaç zamandır.
susarak konuştuğum istisnai anlardır. kah suyun üzerinde beliren görüntüyle, kah o anları yaşadıklarımla, kah süzülüp gidenlerle ve en çok kendimle konuşuyorum susarak... e bir de o anlardan geri dönmek var, yorgunluğum da bundan işte.
aynı ezgi dönüyor yine...
annemin yorgunluğuna iyi gelen çay, yine buz gibi olmuş bardakta. her defasında bardakta soğuttum için belki de bu yüzden iyi gelmiyordur yorgunluğuma...
...
masanın üstündeki takvime takıldı gözüm. şimdi anlaşıldı... kaç zamandır üzerime çöreklenen bu halin nedeni. nedensiz değilmiş gidip gelmelerim ve sonrasındaki yorgunluğum... ağustosu ortalamışız, eylül yakın... tüm yılın hüznünü biriktirmişimdir sanki kendimden habersiz. ki hüznün de mutlu eden yanları vardır... vardır elbette... ama eylül,bu yıl daha erken gelmiş sadece nedensiz...
(on sekiz ağustos / on üç sıfır bir)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder