21 Şubat 2013 Perşembe
- saatten haberin var mı ? yine neden uyumadın ?
- uyandırdım mı ben seni ?
- hayır,hayır. kötü bir rüya gördüm . biraz yatağın üstünde oturdum ama içim sıkıldı bir kere.
- hayırdır, ne gördün ?
- sen yine...
- ben de rüya gördüm ki hala etkisindeyim.
- rüya gördün ? sen ne gördün ?
- anlat. ben de anlatırım.
- onu gördüm rüyamda. silik ve gri haldeydi her yer. gözleri dolu dolu olmuş sanki dokunsam şiddetli bir yağmur gibi dökülecekti yaşları.
- sen de baya etkilenmişsin. gözlerin doldu.
- etkilendim evet. bilirsin beni gözyaşı zayıf noktamdır. kim olursa olsun etkilenirim. ama bu bir erkek olunca daha çok etkileniyorum. nedensiz...
- bilmem mi!?
- işte... elinde küçük bir çanta ile duruyor karşımda. nereye dedim ? ses etmeden el salladı. arkasını dönüp, usulca gitti. bağırdım. duymadı... koştum. yetişemedim... bir şey demeden gitti. öylece... uyandığımda yanağımın ıslak olduğunu fark ettim.
- gitti yani.
- evet. gitti...
...
- sen yine ne gördün ?
- onu... karşımda duruyor ama varla yok arası gibi. silüeti bir netleşip bir silikleşiyor... iyi misin diyorum 'hayır' diyor. ne oldu, neyin var diyorum elindeki takvim yaprağını gösteriyor. uyandığımda tarihi net olarak hatırlıyordum ama şimdi aklımda kalan sadece yılı...
- sonra...
- şuan hatırlayamadığım o tarihin, o an onun için önemli bir tarih olduğunu biliyorum. ve gitme en azından tek başına gitme, beni de yanına al diyorum. susuyor... öyle çığlıklar atıyorum öyle çığlıklar atıyorum ki duymuyor. bir müddet sonra bana bakmadığını, beni görmediğini fark ediyorum. karşısında çaresiz bir çocuk gibi duruyorum.
- şiiitt. anlatma faslı bitmeden ağlamak yasak! sil çabuk gözlerini.
...
- kime diyorum ?
- tamam. sildim.
- sonra...
- çaresiz çocuk halinden sıyrılıp yeniden çığlık atmaya başlıyorum. beni de götür, beni gör, beni duy diye ama nafile... elindeki takvim yaprağını daha bi sıkı tutup, silikleşiyor yeniden. gitme diyorum ama dinlemiyor, duymuyor beni. bir şey söyle diyorum arkasına öylesine bir bakıp gidiyor işte... ağlayarak uyandım bende.
- ağlayarak uyandın mı ?
- evet.
- farkında değilsin sanırım.
- neyin?
- neredeyse son bir haftadır uyumadığının. rüya diye anlattığın şeyi aslında yaşadığının.
- saçmalama!
- ben mi ? saçmalayan biri varsa ki evet var sensin o. o gitti... anlattığın gerçeğin ta kendisi.
- keser misin şunu!
- bak, uykusuz ve haliyle yorgunsun. biraz dinlen sonra konuşalım.
- ne konuşucaz ? ne uykusuzluğundan, yorgunluğundan bahsediyorsun. gayet iyiyim ben.
- korkutuyorsun beni. kaç gecedir seni takip ediyorum. önce yatağına giriyorsun, ben kapını çekip kendi odama girince hemen gelip oturuyorsun burada.
- ...
- farkında bile değilsin sana anlattığım gördüğüm rüya falan değil. kaç gecedir aynı cümleleri sarf ediyorum sana. ama farkında bile değilsin.
- neden böyle bir şey yapıyorsun peki ?
- seni daha fazla kendinle bırakmamak için rüya gördüm diye yanına geliyorum. gördüğümü rüya diye anlattığım içinde bulunduğun durum...
- e onu gördüm diyordun ? erkekti hani ağlayan ?
- nasıl oldu da bu kısımları es geçmedin ? seni uyandırmamak içindi o. anlattığım sensin! sen!
- ben gitmiyorum ki bir yere ?
- sen kaç gündür burada olduğunu mu sanıyorsun ? hele son bir haftadır seni bulamıyorum. bağırıyorum, çağırıyorum, ağlıyorum ama yoksun...
- ama o da yok. gitti o...
- herkesin önüne iki seçenek çıkar. en kötü durumda bile. tercih belki önceden bellidir.( ki kader denir buna ) ama onu değiştirmek kişinin elindedir. kişiler tercihlerini yaparlar. belki bazen istemeyerek yaparlar ama neticede yaparlar işte. tanıdık geldi mi bu cümleler ?
- ...
- susma. sen payına düşeni yaptın mı ? her anlamda rahat mısın ? gerisini düşünme artık. kendini tüketirsin. o bir tercih yaptı.
- ama...
- tamam. en iyi ben biliyorum neler yaşadığını. bir şeyler söylemene gerek yok bu anlamda. isteyerek ya da istemeyerekte olsa fiil hayata geçti. ve gitti...
- ...
- bakma bana öyle. sana üzülme demiyorum. aksine içine atma, bağıra çağıra ağla. öyle ağla ki sonunda yorgun düş iyice. halsizleş ve senin kapatmamak için direndiğin göz kapakların kendiliğinden kapansın.
- korkuyorum!
- neden ?
- gözümü kapattığım an kendimi bir enkazın altında görüyorum.
- o enkaz altındaki halin bile bundan iyidir. az yumsan gözlerini kimbilir o enkazdan kutulacağını göreceksin belki.
- korkuyorum ama.
- söz sana sen enkazdan kurtul, yaralarını beraber iyileştiricez.
- ya ben uyuduğumda sen de gidersen ?
- delirme. seni en son bırakıp gidecek olan benim.
- ya düşüncen değişirse ?
- delirme be delirme! nerde görülmüş ruhun düşünce değiştirdiği ? hadi şimdi kalk yatağına gir ve uyu.
unutma her depremden sonra daha önceki enkazlarını da yüklenip, arçıl depremleriyle yürümeye alışıyor insan!
(on dört şubat / yirmi elli iki )
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder