10 Ocak 2013 Perşembe
masalları sevmedim hiç. içlerinde bolca yalan barındırdıklarına inandığım için belki de.dinlemek, okumak, izlemek hep zaman kaybı gelirdi. bir tek babamın uydurmalarıyla anlattığı 'kabak' vardı. bir o keyifliydi, bir o güzeldi. her anlattığında masaldan bazı cümleler eksilir, yerine yenileri gelirdi. ama baba sen böyle anlatmamıştın ki dediğimde 'bu başka kabak' ya da 'nasıl anlatmıştım' der başladığım cümleyi devam ettirirdi. kabak devasa güçleri olan, kentin tüm kızlarının peşi sıra baktığı, karun kadar zengin ve herkesin sevdiği bir karakter değildi. ama benim tek sevdiğim masalın kahramanıydı.
ne yazık ki büyüdüm... kabak'ı dinlemeyeli yıllar oluyor. bazen özlüyorum kabak'ı yalan değil.
...
uzun, çok uzun zaman sonra bir çirokbej (masal anlatıcısı) çıktı karşıma. ummadığım bir anda bana masal anlatmak istediğini söyledi. babamın masalından sonra bir ilkti bu. merak ettim anlatacağı masalı. babam gibi uydurursa güzel olur dedim ve anlatacağı masalı dinlemeye koyuldum...
ben, ilk aşık olduğu insan babası olan ya da karşısına çıkan insanda babasını arayanlardan olmadım hiç. uzun zaman sonra, ummadığım anda masal anlatmak isteyen insanın anlattıklarında uydurukta olsa, bir anlattığı diğerini tutmasada babamın anlattığı kabak'tan daha güzel olmasını bekledim hep...
çirokbejin anlattığı masalın kahramanları sürekli yaralı. biri diğerine göre yaralarıyla barışık. en azından olmak zorunda hissediyor kendini. diğerinin yarası ortada. merhemi zor ama en azından kanamasını durdurmak -bir süreliğine de olsa-mümkün. fakat bunu istemiyor. zaman zaman yarasıyla kaçıyor. saklandığı yerden diğer yaralı onu çıkarmaya çalışsada bir süre sonra bizim yaralı yine kaçıyor.
masalın sonu mu geliyor bilinmez ama yarası ortada olan yine yok. diğer yaralı kendi yaralarını unutmuş bir köşede bekliyor bir diğerini. dilinde bir türküyle...sesimi duyarsa gelir diye...
...
geliyor gibi görünse de yol zifiri, sisli, hava buz gibi soğuk...
çirokbej suskun...
yarası ortada olan suskun...
yarasını saklayan suskun...
...
...
kabak'ı dinlediğimde mutlaka üzüldüğüm bir halin yanında çokça güldüğüm anları hatırlarım hep.
ama bu masaldan ben çok yara aldım...
(dokuz ocak çarşamba / yirmi üç elli dokuz)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
bunları okuyorum ben hep.
YanıtlaSilvitamini kabuğunda değil, yarasında bazısının.
öyledir elbette,neticede kişiyi olgunlaştıran yaradır.
YanıtlaSil