sana da merhaba,
öncelikle mektubunda sorduğun sorulara cevap vereyim. sonrasında bir iki satır yazarım.. madem şaşırmak istiyorsun gerçekleşsin bu isteğin..
sana yazmak istemedim hiç. sen gibi elime kalem kağıdı alıp oturmadım bir şeyler yazmak için.. içimden gelmedi zorlamadım kendimi. demişsin ya "yazarsın sanmıştım, yazmadığın için bir ara iyi olmadığını düşündüm" diye. iyiyim, gayet iyiyim... dediğim gibi yazmak içimden gelmedi. hem de hiç..
erken toparlandığımdan bahsetmişsin. sen öyle diyorsan öyle olsun. madem görünürde olan ikna etti seni. boşuna cümleler kurmayayım bunun için. "sende benim seni izlediğim gibi uzaktan izledin mi beni, ortak arkadaşlarımıza sordun mu nasıl? diye" izlemedim seni, gerek duymadım böylesi bir şeye.. sen neden yaptın ki? ortak arkadaşlarımıza da sorabilirsin istersen.. kimseye sormadım seni. bir kere bile olsa.. sormadım...
senin yaptığın gibi yapmadım elbette. evet tek başına sinemaya gitmek sıkıcıydı ama gittim yeni filmlerin çoğuna. yeni kitaplar da seçtim. tek başına da olsa sahilde dolaşmak, çay içmek, vapurla adaya geçmek keyifliydi.. ama kabul ediyorum tekli bisiklete binip dolaşmak yorucuydu. yine fotoğraf çektim, yine karanlık odaya girdim ve yine o fotoğrafları ilk ben gördüm.. karakalem çalışmaları yaptım, birkaç şey yazdım, akşamları nohutlu pilav ya da midye yemeye gittim kaç kere.. sevdiğim şarkıları kerelerce dinleyip eşlik ettim yine..ve daha birçok şeyi yaptım, keyif alarak hem de...
sorularına cevap vereyim derken ister istemez bir kez daha okudum mektubunu.. sanırım en çok " hiç aklına geldim mi, geliyor muyum?" sorusunun cevabını bekliyorsundur.
aklıma geldin... aklıma o kadar çok geldin ki hem de... korktum soluğu kapında almaktan.. ve bu yüzden ortak arkadaşlarımız sana "bir süreliğine gidiyor" dediler. oysa burdaydım hep. alışmaya çalışıyordum sadece... kabullendikten sonra daha doğrusu kabullendiğimi sandıktan sonra çıktım kabuğumdan... izlemedim seni çünkü hep benle olduğuna inandım... onun için gerek duymadım izlemeye... kimseye sormadım çünkü seni o kadar içime saklamışken izin ver hissedeyim bunu... bu arada beni izlediğini en başından beri biliyordum...
ben seninle yapmaktan keyif aldığım ne varsa yaptım. dedim ya hep sen benleydin. tek başına yapmış gibi görünsem de yapmadım, yaptığıma inanmadım... her film sonrasında fotoğraflarından birini karşıma alıp tartışıyordum seninle. aldığım kitapları beraber seçmişiz gibi yapıp bir de yüksek sesle okuyordum sen de duy diye... sahilde de beraber yürüdük... çay içtik, adaya gittik yeni fotoğraflar çektik... nohutlu pilav da yedik midye de... ben sana ne çok şarkı söyledim duymadın mı?
iki yerde tökezledim... biri adada bisiklete binerken. çünkü biz hep ikili bisikletlere biner pedal çevirme işini çoğunlukla sana bırakırdım. bir diğeri de grip olduğumda "canım çekme şu burnunu al bak selpak" diyen olmadığında... (oysa sanki sen diyormuşsun gibi kendi kendime söylüyordum. ama aynı etkiyi bırakmıyordu işte)
yazmak istemedim...eğer yazsaydım her şeyi kabullenir seni bunca zaman içimde yaşatamazdım... konuşamazdım resimlerinle... çıkamazdım kabuğumdan... yüklemi olumsuz olurdu tüm cümlelerimin... o yüzden yazmadım... içimdeki sen izin vermedi buna...
özleme gelince...
....
sormuşsun ya "hiç bendeki seni merak etmedin mi? unuttun mu gerçekten?"diye. sanırım bu ara ellerim cebimde kah yüksek sesle kah kendi kendime söylediğim sezen'in şu mısraları yeterli olur...
"unuttun mu beni her şeyimi
sildin mi bütün izlerimi
hiç düşmedim mi aklına
hiç çalmadı mı o şarkı
o sahil, o ev, o ada
o kırlangıç da mı küs bana
sanırdım ki aşklar ancak
filmlerde böyle
ben hala dolaşıyorum avare
hani görsen eni konu divane
ne yaptıysam olmadı ne çare
unutamadım gitti"...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder