30 Mayıs 2012 Çarşamba

...


 ''zarafet güzel şey. kırılgan olmak şahane. sürekli değil ama. çelik misali... bilen bilir, dövülür bu sert eşya. ateşte közlersin. kızarır, yumuşar. bozulmuştur şekli veya yoktur henüz vasıflı bir biçimi, işe yarasın diye, yakar sıcak demirciler garibimi... sonra döverler. işte o dayak esnasında nahiftir çelik. kırılmaz belki ama ezilir.

  kenarda durursun, sıçramasın diye üstüne ateş taneleri, izlersin. gördüğün karizmanın ta kendisidir. evvelini ve sezgisel olmayan bir öngörü ile, ahirini bilirsin o canavar kütlenin. değdiği yeri en kötü ihtimalle incitebileceğini ve hatta, ekseri, kopardığını, ezdiğini... ama ne dedik. nahiftir o an. yüzü olsa o ruhsuzun, mütebessim olur muhtemelen o esnada. küçük bir acı ifadesi vardır belki.


  cevval bir babanın, acı çekerken , küçük oğluna baktığı gibi bakar sana. 'korkma yavrum. iyiyim ben'....
  zarafet güzel şey. kırılgan olmak şahane. sürekli değil ama. bilen bilir... insan, mutlu olma kapasitesi sınırlı, acı çekebilme kabiliyeti neredeyse sınırsız, şekilli bir cisimdir. bu yaradılış çelişkisinin acımasız buudlarında sertlik kazanır o dişsiz, pençesiz... iğne hep acıtır yalan değil, ama bıçağın açtığı yarada çuvaldızla kazı yapsan duymaz ki, bıçak yarası da kapanır.


  bilime olanca saygısıyla, çelik gibi sertleşir zamanla. eline ayağına, koluna bacağına tevazuyla, ruhuna bizzat tanrının küstahlığıyla, güç bahşeder. artık çeliktir. vurula vurula kaybettiği nitelikli şeklini geri kazanmak için ateş ister. dövülecek kıvama gelebilmek için yanmak ister. işte o zaman, eğer başını kaldırır gözlerini, tüm masumiyetiyle, sana dokunabilir miyim der!


  zarafet güzel şey. kırılgan olmak şahane. üzerine ''kırılacak'' yazıp, güvenebileceğin ellere teslim edebilmen kendini...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder